Vatan Kitap’ın Aralık 2009 sayısında yayımlandı.
Rüyamda peygamberin elini öperken şefaat diyeceğime seyahat ya Resulallah demişim de ondan, diye anlatır ya, bu nevi şahsına münhasır seyyahın, rüyasında olsun cinlikten uzak duracağına inanmak da pek kolay değil doğrusu. Hele zamane uleması maharetinin cümle sırrını faş ettikten sonra…
Evliyâ Çelebi’nin (25 Mart 1611, Unkapanı İstanbul – 1683 Mısır) döneminin Osmanlı coğrafyasında dolaşmadık yer, bulaşılmadık iş bırakmaksızın seyahat edip yazdığı o zengin “Seyahatnâme”si hâlâ didik didik inceleniyor bilim insanlarınca.
Elimizdeki kitap, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi’nin 3-5 Nisan 2008 günlerinde düzenlediği “Uluslararası Evliyâ Çelebi ve Seyahatnâme: Çağının Sıradışı Yazarı ve Eseri Sempozyumu“nda sunulan tebliğlerden oluşuyor. Yapı Kredi Yayınları’nın geçen ay çıkan bu 3008’inci kitabının adı, “Çağının Sıradışı Yazarı Evliyâ Çelebi.“
Türkiye’de ilk kez düzenlenen sempozyum, yurt içinden ve dışından 35 bilim insanının Seyahatnâme üzerine çalışmalarını bir araya getirmişti. Halil İnalcık ile 30 Eylül 2008’de kaybettiğimiz Metin And’ın da birer konuşma yaptığı sempozyumda Yapı Kredi Yayınları’nın 1996’da başlayıp 2007’de sonlanan “Seyahatnâme” yayını (10 cilt) projesinde emeği bulunan katılımcılara, bu arada yayının bilimsel önderliğini yapan Prof. Dr. Robert Dankoff‘a teşekkür plaketleri sunulmuştu.
Yine Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan (Ağustos 2008) “Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi Okuma Sözlüğü“nün yazarı olan Dr. Dankoff, sempozyuma “Ayıp değil!” başlıklı çalışmasıyla katılmış. Bu çalışmasında Evliyâ’nın “ayıp” sözcüğünü kaç şekilde kullandığını inceliyor. Bir kullanımında bu sözcük kendi kişisel yargısını ya konuşmasını aktardığı kişinin yargısını ifade ediyor. Bir başka kullanımındaysa ayıp sözcüğü belli bir bölge nüfusunun yargılarını ifade ediyor. Dankoff’un “ayıp”ın kullanılışına daraltılmış otopsiden farksız analizinde Evliyâ’nın hem mizacı hem de o mizacın edebi tarzına yansıyışı benzersiz bir manzara olarak gözler önüne seriliyor.
Lafı fazla uzatmadan sözü Dankoff’a ve Evliyâ’sına bırakmak en iyisi.İlk kullanıma ilk örnek, “ayıp”ın olmazsa olmaz iki öznesinden birinin, “kadın”ın davranışlarından geliyor: “Sözgelimi Sofyalı kadınların geceleri hamama gitmeleri için bu şehre mahsûs bir ayıb şeydir der. Evliyâ, kendisi gibi seçkin Osmanlılar olan ve yargılarını verirken İstanbul’u esas alan okurlarının da gece vakti zevk ü sefa peşinde koşmanın kadınların yapacağı bir şey olmadığı, ayıp olduğu konusunda kendisine katılacaklarını varsaymaktadır.”
İkinci kullanıma ilişkin ilk örnek de kadınların çarşıda pazarda dolaşması…“(…) Söz gelimi Ayıntab, yani bugünkü Gaziantep kadınları için Çârsû-yı bâzârda gezmeleri gâyet ayıbdır demektedir. Aslında Osmanlılar için, en azından İstanbul’da, kadınların çarşıda pazarda gezmeleri sıradandır. Eğer Ayıntab’da durum tersi ise bunun sosyolojik bir açıklamaya gereksinimi vardır: burada ayıb olarak değerlendiriliyor. Benzer bir dilin acil bir durum olmadığı sürece gündüzleri kesinlikle sokağa çıkmayan Kahire kadınları için de kullanıldığını görüyoruz. Acil bir durum olunca da gizlice çıkarlar. Geceleri ise ellerinde meşaleler ve yanlarında hizmetçileri ile akrabalarına gezmeye çıkarlar yoksa avrat bâzârda gezmek gâyet ayıbdır.“
Dr. Dankoff’un makalesini biraz atlaya atlaya izlemeyi sürdürelim; bakalım Evliyâ’nın başka ne “ayıb”ları varmış:
“Evliyâ bir keresinde de Hersek Beyi’nin elinde esir tutulan bir Osmanlı yetkilisi için fidye ödeyip onu kurtarmakla görevlendirilir. Sınırı geçecekken Evliyâ döner ve maiyetindeki adamlara şöyle der: Bak a gâzîler, bu varacağımız sulh [u] salâh üzre kâfir diyârıdır ve şarâbı ve avratı ve oğlanı mübâhdır. Eğer birinizi avrat oğlanda ve şarâb ve rakıda kızarmış bozarmış ammâ pişmemiş bulursam sizi döğe döğe bişiririm ve karnınızı şişiririm. Buna ka’il misiniz? Cümlesi ‘Allah senden râzî ola, bizde eyle âdem yokdur’ dediler. Bire benî Âdem çiğ süd emmişdir. Baba oğulun, oğul babanın keyfiyyet-i hâllerine muttali olama[m]ışlar. Ahvâl-i dünya böyledir. Şu kadar mâl-ı hazîne ile geldik. Şu gâzî yiğidi pâdişahımızın fermanı üzre halâs ede, sonra gidelim. Eğer bir ayıb ederseniz kâfir, kapudanı vermemeğe bahane edüp mâlı da alıkor. Bizim cümlemizi mürüvvet ederse kovar, mürüvvet ve kerem etmezse cümlemizi kırar.
Burada Evliyâ şarap, kadın ve oğlanların Osmanlılar arasında ayıb sayılırken Avrupalılar arasında mübâh olduğuna işaret etmektedir. Osmanlıyı temsil ettiklerinden de adamlarının tam bir Osmanlı gibi davranmaları ve sınırı geçtikleri için de Avrupa’nın ahlâk bozukluğuna kapılmamaları gerekmektedir. Ancak bunun yapılması için gösterdiği gerekçe ahlâkın korunması değil, görevin hakkıyla yerine getirilmesini temin etmektir.”
Ve şimdi de hızla ve özetleyerek bakalım; nerede, kimler için ne ayıb’tır ne değil:
“Belgrat için bu şehir ahâlîsinde kizb ü gıybet gâyet ayıbdır, yani yalan ve dedikodu ayıptır der, Temeşvarlılar için şarap içmek ayıptır, onun yerine bal suyu içerler; Or Tatarları da şaraba hoş bakmaz, boza içerler, her ne kadar bir bardak içtikten sonra insanlar boğuk sesle şarkı söylemeye başlasalar da bozaya kötü gözle bakmazlar: bir tostagan bozasın içen sermest olup kılalay ve bolalay türkisi ırlar, tâ bu mertebe sekir verir bozası vardır. Bu diyârda şarâb içmek ayıbdır. Çerkezler ve Abhazlar arasında ise hırsızlık bir tür kahramanlıktır: bu Çerkezistân ü Abazistânda hırsızlık bahâdırlıkdır, ayıb değil gayet memdûhdur…bu diyârda ‘hırsızlık ayıb değildir yiğitlikdir’ deyü hırsız olana kız verirler.
Kahire’de yerli olsun yabancı olsun, güzel bir oğlan gördüğünüzde yanaşabilir, selâmlayabilir hatta bir öpücük bile alabilirsiniz: eğer âşinâ ve eğer bîgâne bir Âdem bir dilberân gördükde bî-bâk u bî-pervâ yanına varup ‘Iyd-i şerîfin mübarek ola’ deyü gül cemâlinden bûselik makâmında güllerin derersin ve murâd [u] maksûda erersin; kanûn-ı Mısır böyledir, ayıb değildir.“
Evliyâ’da daha ne ayıplar var, ne ayıplar. Hele makalenin sonunda bir “timsah ile cima” bahsi (Evliyâ’nın suçu yok) var ki amanın Allah!.. Biz de şimdi “filmin sonun söylemek ayıbdır” ayıbına sığınarak o bahse hiç girmeyelim ve noktayı buracığa koyalım.
Seyahatnâme’yi okumak, Osmanlıca bilenler için edebi bir keyif ama bu iki kitabın kılavuzluğu o keyfe bambaşka bir derinlik kazandırıyor.
Kitaptaki Bildiriler
(Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi sözü EÇS, Evliyâ Çelebi EÇ, Seyahatnâme sözü S olarak kısaltılmıştır.)
Sunuş: Nuran Tezcan, Açılış konuşmaları: Halil İnalcık, Metin And; İstanbul/Enis Batur, EÇ’de Yunan-Roma Dünyası (Tansu Açık), EÇS’de Söz, Düşünce ve Yazma Aktarımı (Münteha Gül Akmaz), EÇ ve İhsan Oktay Anar’ın Ortak Üslûbu: Fantastik mi Keramet mi? (Alphan Akgül), Bir Anlatım Ustası Seyyahla Asırlar Arası Seyahat (Gönül Özlem Ayaydın-Cebe), S’deki Yazıcıoğulları ile İlgili Bilgiler Üzerine (Mehmet Aydın), EÇS’de’ Büyü (Jean Louis Bacquè-Grammont), EÇS’deki İstanbul Esnafı (Yücel Dağlı), Ayıp Değil! (Robert Dankoff), S’deki Harekeli Yazılışların Değerlendirilmesi Üzerine (Musa Duman), Askerî Dönüşüm Çağında EÇ ve Ateşli Silâhlar (Feridun Emecen), S’de “Öteki”ne Bakış (Arzu Erekli), EÇ’nin Toynak İzinde (…) (Caroline Finkel), S’nin Hac Bölümüne Kaynaklık Etme Bakımından Menazilü’l-Hacc ve Menâsikü’l Hacc Kitapları (Nurettin Gemici), EÇS’de Demirkapı Derbendi (Ferah Hüseynova), EÇ’nin diliyle Diliyle Resimlediği 17. YY. Yiyecek Manzaraları (Priscilla Mary Işın), EÇS’nin yazılış Macerası (Seyit Ali Kahraman), EÇS’deki Halk Etimolojisi Örnekleri Üzerine (Fatih Kemik), Machiel Kiel’in Balkanlar’da EÇ ile geçen 40 Yılı (Machiel Kiel), EÇS’den Türk Halk Edebiyatı Üzerine Notlar (M. Sabri Koz), EÇ’nin Seyahat Anlatımlarında Gerçek ve Fanteziyi Ayırmak (…) (Pierre MacKay), EÇS’de Bir Üslûp Özelliği olarak Türler Arasılık (Mine Mengi), EÇ’de Çeşitli Hastalıklara İlişkin Gözlemler (Zafer Önler), EÇ Müzik Değişiminin Neresinde (Ersu Pekin), EÇ ve Kudüs’teki Kutsal Yerler (Gisela Prochazka-Eisl), 16. YY’da Arap Harfleriyle Yazılmış Almanca Dinî ve Dünyevî Metinler ile EÇS’deki Almanca Örnekler (…) (Claudia Römer), EÇ’de Moğolca Kelimeler (Claus Schönig), EÇ’nin Gelibolu Hakkında verdiği Bilgilerin Arşiv Belgeleri ile Karşılaştırılması (İbrahim Sezgin), 17. YY Osmanlı Türk Edebiyatı ve S (Nuran Tezcan), EÇ’nin anlatımıyla Ayntâb (Mustafa Tupev), S’de Kitabeler ve Evliyâ’nın Hattât ve Hakkâklığı Hakkında (Mehmet Tütüncü).