Onedio.com: Dokunulmazlık Görüşmeleri Vekillerin Yumruklu Kavgası Nedeniyle Ertelendi
Markete girdim, raflarda aradığım deterjanı buldum, aldım,kasaya geldim, kasiyer genç hanıma uzattım. Deterjanı aldı, evirip çevirip etiketindeki çizgili rakamlı şeyi buldu, makineye okuttu, “şu kadar” dedi. Parayı verdim, deterjanı aldım. Kasiyer hanım para üstünü verdi ve “afiyet olsun” dedi. Şaşırdım, şaka yapıyor sandım, baktım hiç öyle bir hâli yok; “teşekkür ederim ama en iyisi ben bunu içmeyeyim” dedim. Bu kez o şaşaladı ve torbaya koymaya çalıştığım ürünün deterjan olduğunu fark edip “affedersiniz, ağız alışkanlığı” dedi.
Marketten çıkıp yürürken hâlâ biraz şaşkın, dedim ki; bu nasıl ağız alışkanlığı yahu, marketin üçte biri yiyecekse üçte ikisi temizlik malzemesi, kozmetik vs. Hangi ara ağzı “afiyet olsun”a alışmış.
Şeytan dürtmeyegörsün; böyle basit, sıradan bir olaya takıldı mı, insanın zihni nerelere kadar gidiyor…
Dedim ki:
– İşletme mühendisleri otomasyonu minimalize etmiş: “Buyurun, şu kadar, teşekkürler, afiyet olsun.”
– Gördüğü işi sadece doğru para alış-verişi olarak bellemiş, ürünle mürünle hiçbir alakası yok.
– Yahu böyle kim bilir daha neler var “ağız alışkanlığı” misali bilip bilmeden yapıp ettiğimiz!
Mesela şu aralar siyasetçiler ağız alışkanlığıyla hep bir ağızdan “hodri meydan” deyiverdi yine.
Peki neye hodri meydan? Dokunulmazlıkların kaldırılmasına.
Yahu böyle bir meselede hodri meydan olur mu; “hukuk”tu, “devlet geleneği”ydi, “teamüller”di; bunlar ne güne duruyor. Dokunulmazlık demek vekiller sonuna kadar kafasına göre takılır demek değil ki; dokunulmazlık diye bir şey varsa dokunulmazlığın kaldırılması diye bir şey de var. Usulü, erkânı kanunda kitapta yazıyor. Vekil suç veya suç olduğu iddia edilen bir şey yapmışsa, adalet mekanizması çalışır, hakkında yargılama talebi olduğu meclis başkanlığına bildirilir, meclis talebi görüşür, o vekilin dokunulmazlığını kaldırır veya kaldırmaz. Ya “bu yaptığından kuşkulandık, yargılan, aklanırsan gel; suçluysan da cezanı çek” der ya da “yok kardeşim, hakkındaki talebi ikna edici bulmadık, göreve devam” der.
Peki böyle mi oluyor? Geçmiş 60 yıla şöyle bir bakarsak, tek tük örnekler var ama hayır; genellikle böyle olmuyor. Ya ne oluyor? Dosyalar raflarda birikiyor, görüşülmesi dönem sonuna bırakılıyor, tabii yüzlerce dosya olduğu için iş sonraki döneme kalıyor, hakkında fezleke olan vekiller tekrar seçildikleri takdirde – çoğu da seçiliyor, iş yine dönem sonuna kalıyor… Ve çaresi tükenmeyen demokrasi içinde böylesi bir “çare” icat edilmiş olduğu içindir ki ekonomi/demokrasi tıkırındayken dosyaların sayısı da bine doğru gidiyor.
Derken gün geliyor, bazı vekillerin varlığı Meclis’te “huzursuzluk” yaratıyor. Onları Meclis’ten hatta siyasetten ve hatta hayattan kazımak lüzumu doğduğunu “değerlendiriyor” bazıları. Atılacak ilk adım nedir: dokunulmazlık. İşte o dosyalar o zaman hodri meydan silahı oluveriyor.
Peki silah çekildikten sonra ne oluyor? Hodri meydan mı? Hayır. “Ama”lar dönemi başlıyor. Herkes önceden bilenmiş “ama”larını kınından çıkarıp sallamaya başlıyor. Ama muharebeleri arasında hodri meydan kaynayıp gidiyor. Oysa hodri meydan ne demek; gel meydana, güçlü (temiz) olan kazansın demek. Bugüne kadar meydanlarda böyle bir kapışma görülmedi. Ne görüldü? Dosyaların bir kısmı olduğu yerde bekler dururken diğer bir kısmının hızla görüşülüp vekillerin Meclis’ten kodese yollandığı görüldü. Peki bu aşırı demokrat hamlenin bünyeye bir faydası oldu muydu?
Oldu diyen söylesin…
Bugün de dert aynı dert. Seçimle geleni seçimi beklemeden Meclis’ten atmak. Seçimle geleni polisle göndermek. Hatta belki de sayıyı biraz geniş tutup (hodri meydan ya) işin ucunu ara seçime, oradan da 367’ye vardırmak.
Durum böyleyken, iç işlerimize karışmaya meraklı bir ecnebi sorsa, sizde sistem ne diye, “halkın egemenliğine, hukukun üstünlüğüne dayalı parlamenter demokrasi” diyeceğiz hâliyle.
Nasıl diyeceğiz yahu?
Ağız alışkanlığıyla elbette.
Bizim bu “ağız alışkanlığı”ndan kurtulmamız lazım. Yüzyıllardır her şey öyle birbirine karışmış ki; dön baba dönelim hâlindeyiz; ağız alışkanlığıyla da asla işin içinden çıkamayacağız…
Deterjan satıp afiyet olsun diyen hanım kızımız zihnimizi daha nerelere nerelere savurdu da, artık onlar başka yazılara kısmetse…
