İkinci Meşrutiyet döneminin önde gelen muhalif siyasilerinden, Dersim Mebusu Lütfi Fikri Bey, günlüğünde(*) 23 Nisan 1913 Çarşamba günü (**) aşağıda okuyacaklarınızı yazmış.
Önce bugünkü dile yaklaştırdığım hâli, hemen devamında da metnin orijinali…
“İhtilal itibariyle İstanbul halkı hakkında nasıl bir fikir hâsıl etmeli? Şüphesiz İstanbullular, bizim ihtilallerimizde bir rol oynamadılar. Esasen bizde hiç halk ihtilali olmamıştır. Tarihimizdeki bu tür olaylar hep askeri ayaklanmalardır. Fakat İstanbulluların, bütün bu olayların meydana gelmesinde çok etkin bir rolü olduğu da inkâr edilemez. Yani, ayaklanmanın muhatabı olan hükümet önce İstanbulluların gözünden düşmüş, en çok da bu yüzden aleyhindeki askerî ayaklanmanın oluşumu hız kazanmıştır.
Tanzimat’taki, bir ayaklanmayla ilgili ‘hassasiyet-i umumiye’ [genel hassasiyet, huzursuzluk-memnuniyetsizlik] manşetiyle anlatmayı amaçladığım da İstanbul halkının işte böyle önemli bir olumsuz olayın meydana gelmesindeki bu büyük payı idi.
Taşradaki şehirlerimizin halkına gelince: Onların ne şekilde olursa olsun, memlekette olup bitenler üzerinde büyük bir etkileri görülmemiştir.”
METNİN ORİJİNALİ:
“İhtilal itibariyle İstanbul ahalisi hakkında nasıl bir fikir hasıl etmeli? Şüphesiz İstanbullular, bizim ihtilallerimizde bir rol oynamadılar. Esasen bizde hiç ahali ihtilali olmamıştır. Tarihimizde buna benzer vakayi hep askerî kıyâmlardır. Fakat şurası da kabil-i inkâr değildir ki İstanbulluların bütün bu vakayide gayet müessir mühim bir rolleri olmuştur. Yani aleyhinde kıyâm olunan hükümet evvelemirde İstanbulluların teveccüh ve muhabbetinden düşmüş ve en ziyade o yüzden kıyâm-ı askerînin husulü sür’at kesbetmiştir.
Tanzimat’ta bir kıyâm ile ‘hassasiyet-i umumiye’ serlevhası altında murad ettiğim şey işte şu İstanbul ahalisinin böyle menfi bir surette vakayi-i mühimmenin husulünde aldığı hisse-i azîme idi.
Taşra şehirlerimiz ahalisine gelince: Bunların ne surette olursa olsun vakayi-i memlekete büyük bir tesirleri görülmemiştir.”
Lütfi Fikri Bey’i bizdeki ihtilallerin hiçbirinin halk ayaklanması olmayıp askerî ayaklanmalar oluşu tespitine götüren, İstanbul ve taşra ahalilerinin ihtilallerdeki rolü üzerine düşünmeye sevk eden, zihninin sürekli “biz neden bir türlü toparlanamıyoruz” meselesiyle meşgul oluşu belki. Belki de o sıralar fasiküller hâlinde yayınlatmanın yollarını aradığı bir Osmanlı tarihi yazmaya girişmiş oluşu…
19 Nisan 1913 Cumartesi (***) günü de bir başka “soru”ya dikkat çekiyor ve cevaben de düşündüklerini not ediyor:
“Nazar-ı dikkati celbe şayan bir mesele: Bizde nasıl olmuş da şu has, zeamet ve timar teşkilatından muntazam bir asilzadegân sınıfı teessüs etmemiş? [Yani, hâss, zeamet ve timar gibi düzenler içerisinde sipahi besleyen beylere ve devlet ileri gelenlerine toprak mülkiyetinde haklar tanınmaktayken bu beyler ve zevattan neden batının aristokrasisi gibi bir sınıf oluşmamış?] Zannederim bu, bilhassa makam-ı saltanatın fazla tahakküm etmiş olmasındandır.”
Padişahla batının merkezi feodalleri arasındaki farkı padişahın aşırı tahakkümü olarak saptadıktan sonra devamında beni şaşırtan çok çarpıcı bir başka gerekçeye değiniyor:
“Diğer tarafta işte bir kadın meselesi de vardır. Tesettür-i nisvan [kadınların erkeklerden örtünmesi] olmasa idi, gerek bu has ve zeamet icabı ve gerek saray, kesb-i itidal ve rikkat eder [düşünce ve davranışlarda daha bir ölçülülük, incelik olur,] ve aralarında bir muvazene hasıl ve hatta bir solidarité [dayanışma] peyda olurdu. (…)”
Sene 1913…
Sene 2014: Ayrı sorular üzerinde düşünmeye devam ediyoruz. Belki de bunda bir tuhaflık yoktur.
(*) “Dersim Mebusu Lütfi Fikri Bey’in Günlüğü / ‘Daima Muhalefet’” Yayına Hazırlayan: Yücel Demirel / Arma Yayınları: 3 Tarih / Anı Dizisi: 1; İstanbul, Mayıs 1991
(**) Sayfa 75-76
(***) Sayfa 73