Nilüfer Göle’nin yeni çalışması “Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar”, adının ilk anda çağrıştırdığından çok daha geniş alanlara yayılmakta olan “acil” bir sorunu ele alıyor.
Bu sorunun derinlerdeki nedenlerini klişe yaklaşımların ötesine geçerek kavramak isteyenler için bir kılavuz kitap…
Kitabın son cümlesine IŞİD’in 13 Kasım 2015 Paris saldırılarından 15 gün önce nokta konulmuştu. Önsözü o saldırılardan birkaç gün sonra yazıldı. İçeriğindeki tespitler de büyük ölçüde Avrupa Araştırma Konseyi’nin (European Research Council) finanse ettiği, 2009 – 2013 arası 4 yıl boyunca 21 kentte gerçekleştirilen, Sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Göle’nin yönettiği saha çalışmalarında ortaya çıkan verilerin analiz ve değerlendirmelerine dayanıyor. (Euro Public Islam: Islam in the Making of a European Public Sphere / Bir Avrupa Kamusal Alanının İnşasında İslam)
“Bugünün Avrupası kamusal alanın orta yerinde yeni bir dünyanın belirmesiyle ve İslam’ın simgesel figürleriyle karşı karşıya kalmıştır. Kilisenin hükmünden çıkmış, cinsel devrimini gerçekleştirmiş ve cinsel azınlıkların kazandığı haklara bağlılığını ifade ederek yeni bir sekülerleşme dalgası yaşayan Avrupa bugün ‘İslam problemi’ ile yüzleşmektedir. En ön saflarda feministlerin ve eşcinsellerin yer aldığı cinsel demokrasinin aktörleri ile Avrupa İslamı’nın arasındaki çatışma işte bu yeni ‘ultramodern’ dönemde yaşanmaktadır. Göçmen kökenli dindar vatandaşlar ile ‘kökten’ Avrupalı din-karşıtı vatandaşlar aynı zaman-mekânı paylaştıkları hissine sahip olmaksızın aynı kamusal alanları paylaşıyorlar. Ortak kamusal yaşam, farklı inançlara sahip vatandaşlar arasında sahici bir bağ kurulmasına ya da karşılıklı kabule vesile olmaksızın bir arayüz ve yakınlık yaratıyor.” (“Sunuş” s: 22)
Göle’nin EHESS’den (Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales / Sosyal Bilimler Akademisi, Paris) araştırmacı ve doktora öğrencileri ile kurduğu ekip işte bu ‘yeni dünya’daki ortak kamusal yaşamda ortaya çıkan -ve o ortak kamusal yaşam bir arayüzden ibaret olduğu için çatışma boyutunun aşılamadığı- tesettür, dışarıda toplu namaz, cami – minare mimarisi / inşası, domuz eti yasağı, helal gıda / yaşam biçimi gibi belli başlı İslam dolayımlı ihtilafları sahada araştırmaya girişti. Toulouse, Saraybosna, İstanbul, Bolonya, Milano, Köln, Berlin, Londra, Lyon, Birmingham, Brüksel, Cenevre, Paris, Cordoba, Amsterdam, Madrid, Oslo, Kopenhag, Rotterdam, Treviso ve Viyana’da yapılan yüz yüze bir araya gelişlerde ihtilafların nedenleri, meydana geliş biçimleri ve gündelik yaşamın sıradan insanı üzerindeki etkileri anlaşılmaya çalışıldı. Kitapta bu saha çalışmalarında kazanılan etkileyici ve düşündürücü deneyimlere yer veriliyor. Ki bu deneyimler de bize Sadece Avrupa’nın değil, tüm modern Batı’nın (‘Donald Trump Bey’in seçim vaadi’ vakasının da işaret ettiği üzere..) önünde acil bir sorun olduğunu gösteriyor: O sorun İslam adıyla yapılan terörü, şiddeti; bu amaçla girişilen örgütlenmeleri önleme sorunu değildir; Modern Batı, “haklar” sistemini, politikaları, felsefesi ve hukukuyla yeniden düzenlemek zorunda. Sorun bu. Baş döndürücü bir seyir izleyen küreselleşmenin, ayrıca da yaşlı Avrupa’ya dair demografik projeksiyonların getirip önüne koyduğu gerçeklik bu.
Keşke bütün mesele İslam adıyla yapılan tedhiş, terör ve savaşlar olsaydı; IŞİD, El Kaide vs. Bunlar ayrı bahis…
Kitabın Türkiye’de yayımlanmasının bir “ekstra” faydası var bana göre.
Birçok mesele gibi bu meseleye de genellikle klişeleşmiş bir bakışla yaklaşırız: Batı kolonyalisttir, emperyalisttir, benmerkezcidir; Batı için kendi değerleri evrensel, Batı-dışı dünyanınkiler yereldir. Adamlar yüzyıllardan bu yana sekülerleşmiş, dinle bağlantısını ayrı bir hâle sokmuş, seni olduğun gibi kabul eder mi?..
Bir genellemeye gidecek olursak Batı sahiden de öyle.
Peki ne olacak o zaman? Yahut ne olmakta? Biraz Batı “hoşgörü”sünü artıracak, biraz Müslümanlar sekülerleşme yoluna girecek mecburen, mi? Böyle mi olacak?
Hayır.
Zaten ne olabileceğine dair bir fikir üretebilmek için, dünyanın dört bir yanından gelip Avrupa’da yerliyurtlulaşmış ve aralarındaki ihtida etmiş ‘kökten’ Avrupalı Müslümanlarla onların yeni nesillerinin yaşayışları, durumları; İslamı öğrenme yolları, kamusal alanlardaki mücadele biçimleri; iş ve kent dünyasında yer edinişleri, kendi aralarındaki örgütlenmeleri hakkında bilgi sahibi olmak lazım. İçinde yaşadıkları ‘kökten’ Avrupalı toplumların ne gibi tepkilerine muhatap olmak olduklarını bilmek lazım.
Cenevre’deki ve İrlanda’daki İslam kurslarından, Britanya’daki “Şeriat Konseyleri” ve “Müslüman Hakem Mahkemeleri”nden haberdar olmak lazım…
Kitap hepimize bu bilgileri edinme fırsatı veriyor.
Peki ihtilafları şiddete yer bırakmadan çözebilen bir topluma doğru gidiş nasıl olabilir sorusuna Nilüfer Göle, kitabın son cümlelerinde anlamı derin bir zarif benzetmeyle, “halı gibi dokumakla” diyerek cevap öneriyor:
“Aşırıcılıkların kangrenine karşı en etkin panzehir toplum inşasının potansiyelinde, farklılıklardan kolaj yapmak yerine onları halı gibi dokumakta yatıyor.”
Böyle kapsamlı bir çalışmayı layıkıyla anlatmaya benim kapasitemin yetmeyeceği açık. Yazarın görüşlerini birinci elden edinmek için Cüneyt Özdemir ve Ruşen Çakır‘ın Nilüfer Göle ile röportajlarını aşağıdaki iki linkte bulacaksınız.
http://tv.cnnturk.com/tv-cnn-turk/programlar/5n-1k/avrupadaki-musluman-toplumun-sikintilari
* Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar / Avrupa Kamusal Alanındaki İslam İhtilafları Üzerine Bir araştırma
Nilüfer Göle
Fransızcadan çeviren: Zehra Cunillera
Metis Yayınları, Ekim 2015

