Akıllı telefon ve internet icat edilmeseydi bütün bunlar olmayacaktı (http://www.radikal.com.tr/dunya/apple-fbi-kavgasinda-mahkeme-kararini-verdi-1520410/). Apple’la FBI böyle birbirine girmeyecekti. Ama her işte bir hayır vardır diye boşuna dememişler; Yargıç James Orenstein’in aldığı, “Brooklyn’de hâkimler var” (*) dedirten karar da hayırlara vesile oldu. Adalet Bakanlığı’nın karara itirazı bakalım başka kavgaların kapısını açacak mı? Bundan böyle “asrın davaları” böyle kavgalardan çıkacak gibi görünüyor çünkü…
Mesele, FBI’ın bir uyuşturucu suçu araştırması dolayısıyla Apple’dan kişiye ait bir iPhone’a erişim istemesi, Apple’ın reddi üzerine Brooklyn’deki bir mahkemeden Apple’ı buna zorlayacak bir karar talep etmesi.
Yargıç Orenstein’ın aldığı kararla talep reddedilmiş oldu. ABD Adalet Bakanlığı karara itiraz edeceğini açıklamış… Yukarıdaki linkte haberin detayları var. Biz şimdi haberden biraz “cımbızlamalar” yapalım:
Yargıç Orenstein kararında, “Nihayetinde burada ve ülkenin diğer yerinde süren davalarda yanıtlanması gereken soru, hükümetin Apple’ı tek bir aleti açmaya zorlayıp zorlayamayacağı değil. Bundan sonraki tüm davalarda geçerli olacak bir karar alınıp alınmayacağı. Ben alınamaz diyorum” diye yazmış.
Demek ki daha önceki taleplerinde de dili yanmış olan FBI ve Adalet Bakanlığı bu defa bizdeki gibi “torba yasa” benzeri bir taleple gitmiş yargıcın önüne. O da “yol olsun istiyorsunuz ama yağma yok” diyor.
Dili yanmış dediğim olaylardan biri, geçen yılın 2 Aralık günü California San Bernardino’daki bir engelli rehabilitasyon merkezinde 14 kişinin canına mal olan, 22 kişinin de yaralanmasına yol açan saldırıyı düzenleyenlerden Syed Rizwan Farook’un iPhone’unun kilidinin kırılması talebi. Apple bu talebi de “tehlikeli” ve “örneği görülmemiş” olarak nitelendirip reddetmiş. FBI’ın Farook’un iPhone’unun önemli bilgiler içerdiğini iddia etmesi üzerine California’da bir mahkeme, telefonun güvenlik yazılımının devre dışı bırakılması için Apple’ın yardımını talep etmiş. Apple’ın CEO’su Tim Cook bu talebin, yetkililere istedikleri her cihazdaki bilgiye erişebilmesinin yolunu açacağını söylemiş ve Apple, mahkemeden kararın iptalini istemiş. Orenstein’ın aldığı kararın bu davada da Apple’ın elini güçlendireceği düşünülüyor. Arada dikkatinizi çekmek isterim; davaların biri “uyuşturucu” diğeri “İslamcı terör” davası. ABD’de bu iki meseleye nasıl bakıldığını bir düşünün. Fakat yine de yargı…
Esasında FBI, Apple’dan ürünlerindeki yazılımlarda kendileri için bir “arka kapı” bırakmasını istiyor. Apple da buna yanaşmıyor tabii. Olabilir mi hiç. Malını güvenlikli diye sat, ama arka kapısı olsun. Çinli bunu yer mi? (Son iPhone’ların en büyük alıcısı Çinlilermiş. Çinli’nin gizliliğe bu merakı neden acaba böyle?! demeden önce Çin pazarının sayısal büyüklüğünü de dikkate almak lazım tabii.)
Tim Cook FBI’cılara şunu diyor:
Kardeşim, o iPhone satıldıktan sonra artık benim değil! Satın alanın mülkiyetinde. Kilidini nasıl kırarım, kaldı ki kıracak yazılım bizde de yok (müşteriyi buna inandırdığım içindir ki o malı o fiyata böyle satıyorum). Ama kişinin bir cloud hesabı varsa, sizin de elinizde mahkeme kararı varsa, o zaman cloud hesabı için yardımcı olalım…
Yargıç Orenstein da davacılara ve dolayısıyla efkâr-ı umumiyeye diyor ki:
“Apple’a kendi rızası dışında hükümetin soruşturmasına yardımcı olma zorunluluğu getirilemez.”
Şimdiii…
Apple ne yapıyor; kendi teşebbüs ve ticaret özgürlüğü haklarını savunuyor. Ürettiği malla öyle işler yapılabiliyor ki, sahibinin birçok kişisel bilgisi mala kaydedilmek durumunda. Öyleyse “kişisel bilgilerin gizliliğinin korunması” lazım. Diyor ki müşterisine, kullandığın cihazın yazılımı kimsenin kişisel bilgilerine erişebilmesine izin vermez. Yani sattığı malın haklarının ve tabii fiyatının içinde bu özelliğin de payı var.
“Apple’a kendi rızası dışında hükümetin soruşturmasına yardımcı olma zorunluluğu getirilemez” diyen yargıç ne yapıyor peki? Hukukçunun duracağı yerde duruyor. Hukukun normları ve bu normların nasıl hayata geçirileceği bellidir. O yönde davranıyor.
Yargı mensupları hukukçunun durması gereken yerde durmakla devletin, bireyin ve toplumun güvenliğini ve esenliğini sağlamada kendilerinden beklenen işlevi yerine getirmiş olur. Sistemde onların yeri budur. Başkaca bir “hassasiyetle” davranırlarsa sistemi aksatmış, devre dışı bırakmış olurlar; devletin ve toplumun diğer unsurları için de durum böyledir.
9/11’den sonra “Patriot Act” dedikleri bir yurtseverlik yasasının yürürlükte olduğu ülkedir ABD. Ama görülüyor ki o yasaya rağmen “devletin güvenliği, Amerikan halkının esenliği” filan denilince kimse pür silah FBI’ın arkasında yer almıyor. Herkes kendi durumuna hâkim. (Bizde de mütevazı bir kulesi bulunan emlak zengini ateşli Bay Trump’ın ve -şimdilik- coşkulu taraftarlarının, herhangi bir konu gibi bu konuda da benimle aynı fikirde olmayacağı açık tabii.)
Geçtiğimiz günlerde, BloombergHT kanalında, Amerikalı gazeteci, talk-show’cu ve yapımcı Charlie Rose’un programında Bill Gates’i izledim. Rose bu konuyu açtı ve Gates’e aralıklarla üç defa aynı soruyu sordu: Tim Cook’un yerinde olsan ne yapardın?
Gates üçünde de soruyu yanıtlamadı. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali. Fakat bir şeyler söyledi tabii:
Bütün “tech” şirketleri böyle durumlarla karşılaşacaklardır, benzer şekilde davranabilirler,
Aslında kafaların karışmasını da istemem, burada teknolojiyle ilgili bir mesele yok,
FBI veya hükümet aslında istediği bilgileri başka şekillerde zaten elde edebilir…
Kavganın nedeninin söylemediği bir başka mesele olduğunu ima eder gibiydi. Ama belliydi ki bu işe karışmayı hiç istemiyordu.
Bugün yirmili yaşlarında olanlar internetsiz dünyanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyorlar. Ekstradan “siber âlem”li bir dünyaya gözlerini açtılar çünkü. Elektronikteki icatların baş döndürücü bir hızla gelişip dünyanın dönüşünü nasıl değiştirdiğini fark edemezler.
Daha yirmi yıl öncesine kadar bankalar mudi sayısını artırabilmek için şube ve personel sayısını artırma gayretindeydiler. Son yıllarda durum tam tersine döndü, o işleri ATM’ler, akıllı telefonlar yapıyor, böylece topladıkları mevduatın maliyeti düşüyor. Tabii gençler de işsiz kalıyor. Sadece bankalar mı; kamu kurumları, ekonominin neredeyse her alanı. Bugün bir akıllı telefonu ve o telefonu kullanacak aklı olan herhangi biri, anayasalar, yasalarda yazılı haklarının (onları kısaca “özgürlük” başlığı altında topluyorlar) hemen hepsini cebinde taşıdığı o aletle kullanabilir. Dünya bu aletlere göre yeniden organize oldu ve çoğu kişi için kâğıtta bir yazı olarak duran o haklar akıllı telefonlarla tecessüm etti (cisim buldu, cisimleşti).
Para ve mallar yerküre üzerinde akıl almaz bir devinim içinde. Caddelerde bir yandan hararetle konuşarak hızlı hızlı yürüyen genç “iş insanları”, hem de onca işsizin arasında!
İnternetteki ve akıllı cihazlardaki neredeyse her yeni uygulama yeni iş alanları, yeni mali profiller açıyor; onca fukaralığın yanı sıra.
Peki ama birinin akıllı telefonunuzun yazılımına sızıp annenizin kızlık soyadını öğrenebileceğini bilseniz o telefonla o işlere girişir misiniz?
Malın gücü, sadece becerilerinden gelmiyor yani. Cebinizde taşıdığınız ofisinize güveniniz tam.
“Bana arka kapı bırak” diyenlere “oldu, önce sizin annenizin kızlık soyadı” denmesinin ardında yatan bu gerçekler olmalı. Otoritede biraz delik açılıyor ama n’apıcaksınız, dünya şimdilik böyle dönüyor…
(*) Sözün aslı “Berlin’de hâkimler var” şeklindedir. Hikâyesi için tıklayınız. 🙂


