Savaşsak mı?

YAYIM TARİHİ

ETİKETLER

Biliyor musunuz, dünyanın en büyük işvereni kim: Pentagon. ABD Savunma Bakanlığı yani. 3 milyon 200 bin kişi çalıştırıyor, 500 milyar dolar bütçeyle…

Bizim 2015 merkezi bütçemiz 473 milyar TL; kuru ortalama 2.20 $/TL alırsak 215 milyar dolardı; 2016 bütçesi 570 milyar TL; aynı kurla hesaplarsak 259 milyar dolar olacak.

Pentagon bizim bütün bütçeyi ikiye katlayıp askerî işlere harcıyor yani.
Rusya 90 milyar dolar bütçeyle 700 küsur bin askeri personel çalıştırıyor.

Peki, dünya askerî harcamalar toplamında kimlerin dişe gelir bir payı var?

ABD: % 37
Çin: % 11
Rusya: % 5
Suudi A: % 4
Fransa: % 3,5
Birleşik K: % 3,5
Almanya: % 2,8
Japonya: % 2,8

* Kimin, kaç F-16’sı var:

ABD: 827
İsrail: 336
Mısır: 218
Türkiye: 213
G. Kore: 169
Yunanistan: 156

* Kimin, kaç nükleer güçle çalışan denizaltısı var:

ABD: 74
Rusya: 45
Birleşik K: 13
Fransa: 10
Çin: 10
Hindistan: 2

* Kimin, kaç askeri amaçlı uydusu var:

ABD: 129
Rusya: 75
Çin: 35
İsrail: 9
Fransa: 8
Birleşik K: 7
Almanya: 7
İtalya: 6

* Kimin, kaç nükleer savaş başlığı var:

Rusya: 8000
ABD: 7700
Fransa: 300
Çin: 250
Birleşik K: 225
Pakistan: 120
Hindistan: 110
İsrail: 80
K. Kore: 8

Bu hâkî renkli sayılar bitmek tükenmek bilmez.
Bunlarla hazırlanan tablolar, bunlara dayanan kıyaslamalar da…
O tablo ve kıyaslamalar bir işe yarar elbet, en azından büyüklükler hakkında fikir verir ki bu iyi bir şey, başınızı iki eliniz arasına alıp düşünmeye başladığınızda büyüklükler hakkındaki bilginiz aklınızı, sağduyunuzu kullanmanıza yardımcı olur.

Tabii hezeyanlara düşmeyeceksiniz; yeryüzünde halen hizmette olan 20 uçak gemisi varmış örneğin, bu 20 geminin 10’u ABD’ninmiş, diğer 10’u da dünyanın geriye kalanındaki birkaç ülkenin. Bu tabloya bakıp da bizim neden bir uçak gemimiz yok demeyeceksiniz, olsa ne yapacaktım diyeceksiniz, yeni bir kolonyalizm mi başlatacaktım yoksa Kuzey Kore’ye parmak mı sallayacaktım yahut da çok kızdığım Bay Obama’ya Florida açıklarından boy mu gösterecektim diyeceksiniz.

Nükleer savaş başlığımız da yok (boş verin “İncirlik’teki 90 başlık” efsanesini), olsaydı kimi caydıracaktık? İran’ı mı, “Esed”i mi, Sisi’yi mi, Rusya’yı mı?
Sayıları bilmek bir işe yarıyor ama silah, mühimmat, donanım envanterleri gerçek askerî gücü yansıtmıyor.
Gerçek askerî güç, tesirli askeri güçtür. Tesir, silahı kullanmakla elde edilir. Silahları kullanmak için sürdürülebilir bir lojistiğe, geri beslemeye ihtiyaç vardır.
Uçakları uçurmak; tankları, topları ve saireyi yürütmek için arkası kesilmeyecek petrol akışına ihtiyaç vardır.
Namlular, rampalar için arkası kesilmeyecek mühimmat tedarikine ihtiyaç vardır.
Savunma ve istihbarat ve hedef tespiti için korunaklı, teknolojik bakımdan ileri, mümkünse sadece size ait modern iletişim sistemlerine ihtiyaç vardır.
Bütün bunlar için ve tabii muhtemel ambargolara dayanabilmek için tarımıyla, sanayi alt yapısıyla, ham madde imkânlarıyla, finansman kabiliyetiyle sağlam ve sürdürülebilir bir ekonomiye ihtiyaç vardır.
Askerî gücün caydırıcı bir unsur olarak diplomasinin en önemli yardımcısı olduğu söylenir. Doğrudur ama caydırılacak olanlar silah envanterine baktıkları kadar o silahları kullanma kabiliyetine yani devletin savaşı sürdürebilme imkânlarına da bakarlar.
ABD Kongresi verilerine göre Irak savaşının 2017 itibariyle ABD’ye maliyeti 2.4 trilyon dolar olacak.
Öte yandan ABD, 2014‘te 10.2 milyar dolarlık satışla silah ihracatında dünya birincisi. Kim bilir kaçıncı birinciliktir.
Başının belada olduğunu düşündüğümüz Rusya da aynı dönemde 6 milyar dolarlık silah satışı yapmış!
Her iki devletin de köklü silah ve ağır sanayii var, teknoloji geliştiriyorlar üstelik petrol üretiyorlar.
Askerî alan, büyük miktarlarda kaynak tüketen ve tesir kapasitesi de teknolojik gelişmeyi elde bulundurmaya bağlı olan bir alan.
Tesirli askerî güç üretemeyen devletler, doğal olarak askerî-siyasi ittifaklar içinde ve çerçevesinde davranmak durumunda.
NATO misali.
Tabii İttifaklar imkânlar getirdiği gibi kısıtlamalar da içerir. İmkânlar, modern silah ve sistemlerin gücünden yararlanmaktır; paylaşılan bir siyasi pozisyonun taraflarından olunduğu için yalnız kalma riskinden uzak olmaktır.
Ama bu imkânlar içinde kısıtlamaları da barındırır. Teknik olarak silah ve sistemlerdeki standartlaşmanın dışına çıkamazsınız (Çin füzeleri meselesini hatırlayalım), bazı siyasi pozisyonlarda yalnız kalabilirsiniz (eski dışişleri bakanlarından Yaşar Yakış‘ın linkteki yazısına bakınız: http://www.radikal.com.tr/turkiye/eski-disisleri-bakani-yasar-yakis-azezi-alalim-derken-hatayi-kaybetmeyelim-1509487/).

İttifaklar birlikteliği ifade etse de mutlak bir eşitliği ifade etmez elbette. İçinde güçlü olanlar vardır. Onlar eşitlik içinde daha eşit olanlardır ve gücü olanların hata yapma imkânı vardır; hakkı yoktur ama imkânı vardır, sonuçlarına masumların katlanması pahasına hem de.
Öyle olur bazen ve silahla önleyemezsiniz; yine akıl ve diplomasi yeteneğidir, bu gerçekliklerden bir fayda çıkarabilecek olan.
Varsa ne âlâ…
Görüldüğü gibi: Savaşmak zor iş. Sonunda sen kazandın deseler bile:
Canlar gider. Çoluk çocuk, yaralı sakat, insanlar ortada kalır.
Kaynaklar heba olur.
Gelecek tahrip olur.
O yüzden, biri istedi diye savaşmazsın. Geçmişte kalmış olmalı o devirler.
Peki, neden savaşırsın?
Hanene tecavüz edildiği için.
Çıkarlarına engel olunduğu için.
Dostlarının başı belada olduğu için.
Toprak fethetmek, doğal kaynaklara, stratejik coğrafyalara el koymak için.

Savaşa meclis karar verir. Yani vatandaşın sandığa attığı oylarla seçtiği vekilleri. Onun için vatandaş oturup düşünmelidir yukarıdaki tabloyu. Çünkü o tablonun tam merkezinde bulunuyor. Ve sorumlu olacaktır kendisi, niye geleceğine yatırım yapmak dururken eldekilerin de kaybedilmesine göz yumdun diye soracak olan nesiller karşısında.

Not: Sayısal veriler büyük ölçüde The International Spectator Twitter yayınlarından alındı.