Öylesine bir alıntı. Bir metnin (*) ortasından bir yerinden alıyorum. Ramin Jahanbegloo, “Fakat Machiavelli hakkındaki makalenizin sonunda ondan çoğulcu bir düşünür olarak söz ediyorsunuz” diye soruyor. Isaiah Berlin de yanıtlıyor:
“Çoğulcu bir düşünür olmaktan daha çok ikici bir düşünürdü, fakat mesele şudur: Machiavelli tekçi geleneği kırdı. Machiavelli ilk modern etik ikiciyse de ilk gerçek ikiciler MÖ dördüncü yüzyıldaki Yunanlıların bazılarıydı. En büyük filozoflar tekçiydiler. Aristoteles’e göre (Politika’sında belirttiği gibi) ve Perikles’e göre (Thukhydides’in aktardığı kadarıyla) insan, tabiatı gereği site hayatına katılır. Perikles, bazı insanların site hayatına ilgi duymadıklarını kabul eder, onlara idiotai denirdi; onlar, müstağni, toplum dışı, yalnız insanlardır, tam olarak kaçık değil, fakat bazı şeylerden mahrum, normal insan hayatına yabancılaşmış kişilerdir. Klasik dönem Atinalılar, Spartalılar veya Thebaililer için site toplumsal hayatına katılmak insanın tabii bir fonksiyonuydu. Platon da arzu edilir toplum modelinden söz ederken aynı şeyi düşünür.
Devlet ve Yasalar’da, döneminin Atina’sına eleştirel bakan Sokrates yine de iyi bir vatandaş olarak görülür. Onun savaş sicili mükemmeldir. Her ne kadar bazı öğrencileri bireyci olmuşlarsa da Sokrates bireyci değildi. Aristoteles çeşitli türden siteler tasvir eder; demokratik, oligarşik vb. fakat ne tür olursa olsun, kötü sitelerde bile, herkes bir düzeyde tabii olarak site hayatına katılır. Fakat stoacılar ve Epikuros’çular ve bunlardan önce Diogenes’ciler ve kiniklerde durum böyle değildi. Stoacılar, siyasete katılabilirsiniz fakat bu sizin için önemli olmamalı; hoşunuza gidiyorsa katılın ya da katılmayın, yani esas önemli olan şey bu değildir, der. Epikuros siyasi hayata katılmamayı tavsiye eder. Önemli olan kişisel kurtuluştur: Siyasetten uzak durun. Burada bir kırılma var. Bu düşünürler siyaseti insan hayatının temelinde bulunan bir değer olarak görmezler. Stoacı ekolün kurucusu Zenon, Atina’nın Makedonyalı idarecisinin gözdesiydi. Onun bir tür rahibiydi. Fakat öğrettiği şey şudur: Kişi aklı takip etmelidir, ama siyasi hayat rasyonel hayat için anlamlı değildir. Dolayısıyla eğer siyasi hayata katılmak istemiyorsanız katılmanıza gerek yoktur. Nispeten unutulmuş bir İngiliz âlim olan Edwyn Bevan, bunun güzel bir örneğini verir. Şunu söyler: Varsayalım ki efendiniz sizi postaneden bir paket almaya yolladı. Şüphesiz sizin paketi almanız doğrudur, fakat paket henüz gelmemişse, kafanızı yormazsınız; kayıtsız kalırsınız. Stoacıların önemsiz olarak tanımladıkları şeylerde de durum aynıdır. Onları yapabilirsiniz fakat onlar yükümlülük değildir, rasyonel hayatın parçası değildir. Her şeyden önemlisi tam olarak içine dalmamalısınız. Çünkü bu, duygudan kaynaklanır ve aklı çarpıtan duygu bastırılmalıdır. (…)”
Devlet ve Yasalar’da, döneminin Atina’sına eleştirel bakan Sokrates yine de iyi bir vatandaş olarak görülür. Onun savaş sicili mükemmeldir. Her ne kadar bazı öğrencileri bireyci olmuşlarsa da Sokrates bireyci değildi. Aristoteles çeşitli türden siteler tasvir eder; demokratik, oligarşik vb. fakat ne tür olursa olsun, kötü sitelerde bile, herkes bir düzeyde tabii olarak site hayatına katılır. Fakat stoacılar ve Epikuros’çular ve bunlardan önce Diogenes’ciler ve kiniklerde durum böyle değildi. Stoacılar, siyasete katılabilirsiniz fakat bu sizin için önemli olmamalı; hoşunuza gidiyorsa katılın ya da katılmayın, yani esas önemli olan şey bu değildir, der. Epikuros siyasi hayata katılmamayı tavsiye eder. Önemli olan kişisel kurtuluştur: Siyasetten uzak durun. Burada bir kırılma var. Bu düşünürler siyaseti insan hayatının temelinde bulunan bir değer olarak görmezler. Stoacı ekolün kurucusu Zenon, Atina’nın Makedonyalı idarecisinin gözdesiydi. Onun bir tür rahibiydi. Fakat öğrettiği şey şudur: Kişi aklı takip etmelidir, ama siyasi hayat rasyonel hayat için anlamlı değildir. Dolayısıyla eğer siyasi hayata katılmak istemiyorsanız katılmanıza gerek yoktur. Nispeten unutulmuş bir İngiliz âlim olan Edwyn Bevan, bunun güzel bir örneğini verir. Şunu söyler: Varsayalım ki efendiniz sizi postaneden bir paket almaya yolladı. Şüphesiz sizin paketi almanız doğrudur, fakat paket henüz gelmemişse, kafanızı yormazsınız; kayıtsız kalırsınız. Stoacıların önemsiz olarak tanımladıkları şeylerde de durum aynıdır. Onları yapabilirsiniz fakat onlar yükümlülük değildir, rasyonel hayatın parçası değildir. Her şeyden önemlisi tam olarak içine dalmamalısınız. Çünkü bu, duygudan kaynaklanır ve aklı çarpıtan duygu bastırılmalıdır. (…)”
İdiot sözcüğü bir ara bizim günlük konuşma dilimize de girmişti. Epeydir işitmiyor, görmüyorum. Yerini ne aldıysa… Hatta bir iki kez bir iki kişi için kullanmışlığım da vardır; aptal, geri zekâlı gibisinden. Gerçi bugün de İngilizce ve Fransızcada birkaç nüansla aynı anlamlarda kullanılıyor ama şimdi hata etmişim diyorum. Sözcük meğer pek düşündürücü bir anlamda kullanılıyormuş zamanında.
Bir zamanların düşünürleri “rasyonel hayat” derken neyi kastediyordu, çünkü onu “siyasi hayat”tan ayırıyorlar. Bugün böyle yapamayız; ikisini ayıramayız, “rasyonel hayat” demek “siyasi hayat” demek çünkü. Siyasi hayatı bir boşla da gör, hayatında rasyonelliğin R’si kalıyor mu!
Üstelik siyaset günümüzde hiç de zor bir şey değil. İki sözcüğe indirgendi. İki sözcük. Hangisinin rasyonel olduğunu etrafına şöyle bir bakan görür.
İdiotluğun hiç sırası değil yani. Uzaktan şık dursa da…
——————–
(*) “Isaiah Berlin’le Konuşmalar” Söyleşi: Ramin Jahanbegloo, Çeviren: Zeynel Kılınç / Yapı Kredi Yayınları 2885, Cogito – 175 1. Baskı, Nisan 2009
Alıntı metindeki siyahlamalar benim.